O masaların belirli sınırlar dahilinde dışarda bulunması, işgaliye parasıyla mümkün(müş). Yani elbette işgaliye parasını ödemeyen, sınırları ihlal eden ya da her ikisini birden yapan işletmeler bunun cezasını çekmeli, bu konuda belediyeye hak vermek gerek.
Peki bunun yöntemi masaları gelip kamyonlara atıp götürmek midir? O masaları oraya belediye koyduysa hakkıdır ama değilse bunun adı "vandallık" değil midir? Kırılan masaların bedeli kimin cebinden çıkmaktadır? Sorular, sorular...
Elbette asıl konunun ne işgaliye, ne sınır ihlali olduğu hepimizin malumu. İktidardaki zihniyetin temsilcisi belediye, aynı zihniyetin yılmaz bekçileri polisi de yanına alarak, halka, işletme sahiplerine aba altından sopa göstererek, korkutarak mesaj veriyor. "Burada içki içilmeyecek!" Bugün dışarda, yarın içerde!
Ayrıntıya dikkat!
"Biz daha yeni açtık burayı. İşgaliye bile ödeyemedim ruhsatım olmadığından. Bugün gelip işgaliye yatıranların parasını gelip alabileceğini söylediler. Sonra da, ‘Bir daha masa olmayacak’ dediler. Yapacak bir şey yok."(1)Durmak yok, özgürlükleri kısıtlamaya devam!
(1) http://gundem.milliyet.com.tr/-manav-yapacagim-burayi-/gundem/gundemdetay/27.07.2011/1419132/default.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder