28 Nisan 2020 Salı

Çin'e dair bildiğiniz ne varsa unutun!

Unutun çünkü sizi temin ederim, bildiklerinizin, daha doğrusu bildiğinizi sandığınız şeylerin çoğu yanlış. Tecrübe konuşuyor. Expat olarak Çin’de 3 sene yaşamış olsam da aslında yaklaşık 4 sene önce başladı Çin maceram. Şirketin bir proje için adam aradığını duyduğumda hiç düşünmeden “yazın beni” dedim. Aylar süren uzun bir sürecin ardından Eylül 2016’da Pekin’de işbaşı yaptım. Daha sonraları Çin’e ilk defa gelenlerde bizzat gözlemleyeceğim cümleyi ben de kurdum: “Burayı böyle bilmiyordum.” Ne biliyordum ki zaten? Ne biliyorduk? İlk fark ettiğim şeylerden biri, bildiğimizi sandığımız şeylerin çoğunun önyargıdan ibaret olduğuydu. Bunun nedeninin de, Çin’le ilgili duyduklarımızın genelde olumsuz bir algı yaratması olduğunu düşünüyorum. 3 sene kısa bir süre değil ama uzun bir süre de değil. Bu sürede Çin’i tamamen tanıdığımı, anladığımı söylemem elbette mümkün değil, hiç kimsenin de bunu yapabileceğini sanmıyorum çünkü o kadar büyük bir coğrafya ki! Yine de kendimce, gözlemlerimden bir şeyler çıkarabilirsiniz belki diye size kısaca Çin’i anlatmak istiyorum. Hazırsanız başlıyorum.

* * *

“Çin hakkında ne biliyorsunuz?” diye sorarsam, genel coğrafik bilgiler haricinde şöyle cevaplar almam olası:

Çok büyük ve çok kalabalık.
Havası çok pis.
Köpek yiyorlar.
Hepsi birbirine benziyor.
Fakirlik var.
vs.

Hepsinin doğruluk payı olsa da resmin bütünü bunlardan ibaret değil.

BÜYÜKLÜK VE KALABALIKLIK

Her şeyden önce Çin muazzam büyüklüğe sahip bir coğrafya. Haritada görmek başka, içinde yaşamak başka. Bilmediğiniz bir yerin nerede olduğunu sorduğunuzda “Buraya çok yakın. 2 saat mesafede.” gibi bir cevap aldığınızda başta şaşırıyorsunuz ama sonra alışıyorsunuz. Bu büyüklüğe paralel olarak nüfus da neredeyse dünyanın dörtte biri. Tedarikçi ziyaretine gittiğim bir şehirde bana şunu dediler: “Burası küçük bir yer. Nüfusu 9 milyon.” Küçük yer… 9 milyon!!! Pekin (Beijing), Şangay (Shanghai) gibi “büyük” şehirlerde durum 23-25 milyonlar civarında ve bu, bu şehirleri dünyanın en kalabalık şehirleri listesine üst sıralardan yerleştiriyor. Yani evet, çok kalabalık ama bu kalabalıklığı her an yaşamıyorsunuz çünkü şehirler geniş bir alana yayılmış durumda. (Bu şehirlerde ayrıca binalar, caddeler, her şey devasa büyüklükte.) İşe gidiş ve işten dönüşlerde her yerde olduğu gibi artan yoğunluk, zaman zaman distopik bir filmden fırlamış gibi sahneler yaratsa da öyle gazetelerde ya da internet sitelerindeki balık istifi gibi insan yığınları genelde görülmüyor. Kimi metro hatlarını ve Cumartesi günleri IKEA’yı saymazsak.


Şangay

HAVA KİRLİLİĞİ

Büyük ve endüstriyel şehirleri Türkiye’nin tam aksine doğuda yer alıyor. Çin’in doğusunun açık denizlere kıyısı olduğunu ve tarih boyunca başta Şangay olmak üzere önemli ticaret merkezleri olduğunu hatırlatmakta fayda var. İşte meşhur hava kirliliği de daha çok bu büyük şehirlerde yaşanıyor. Pekin, dört tarafı dağlarla çevrili olduğundan fazla rüzgar alamıyor, şehir merkezinde ve dışında çok sayıda sanayi tesisine sahip. Buna ilaveten ısıtma aracı olarak hala kömür kullanılıyor. Yoğun trafiğin getirdiği egzoz gazları da cabası. Bütün bunlar bir araya gelince kirli hava çoğu zaman şehrin üstüne çöküyor. Özellikle böyle günlerde kullanılan maske sayısında artış gözlense de bunların ne kadar etkili olduğu tartışılır. Kaliteli ve etkili maskeler de var elbette. Hal böyle olunca ev tipi hava temizleme filtreleri ve buna bağlı sektör önemli bir hale geliyor. Öte yandan bu kirliliğe karşı önlemler alınmıyor da değil. Trafikte benzinli ve dizel araçlara getirilen kısıtlamalarla (haftada 1 gün trafiğe çıkma yasağı, plakaların çekilişle verilmesi gibi) kirlilik azaltılmaya çalışılıyor. Ayrıca elektrikli araçlar da hükümet tarafından teşvik ediliyor. Örneğin bu araçlarda diğerlerine getirilen kısıtlamalar yok. Hedef, en geç 2030 yılında Pekin’de %100 elektrikli araca geçmek. Ulaşılabilir bir hedef mi, zaman gösterecek. Elbette dağları aşmayı başarabilen rüzgarlar Pekinliler için güzel hava müjdecisi. Böyle havalarda pırıl pırıl, masmavi bir gökyüzü ile şehrin güzelliği daha bir ortaya çıkıyor. Sadece rüzgar değil, şehirde önemli bir politik organizasyon düzenlendiğinde de Pekinliler güzel havayı iple çekiyor çünkü bu organizasyonlar öncesi şehirdeki sanayi tesisleri üretimi durdurmak zorunda kalıyor.


Pırıl pırıl bir Pekin – Sanlitun’a bakış

Bu konudaki bir diğer önlem de kömür kullanımını azaltmak. 2017’de okullarda kömür kullanımı yasaklandı ve buralara elektrikli sobalar tahsis edildi.

EN ÇOK MERAK EDİLEN SORU: NE YİYECEKSİN ORADA?

“Ay, ne yiyeceksin orada? Çin’de köpek yiyorlar!” en çok karşılaştığım cümleydi gitmeden önce. Merak ediyorsanız söyleyeyim, hayır, öyle bir şey görmedim. Ancak bu, öyle bir şey olmadığı anlamına gelmiyor. Çin’in güneyinde ve oldukça küçük bir bölgede insanlar “her şeyi” yediklerinden böyle bir durum olsa da bunu genele mal etmemek gerekiyor. Kabul, Çin mutfağının Türk damak tadından oldukça farklı bir mutfağa sahip olduğunu, yine de yenebilecek çok şey bulunduğunu bir kenara bırakırsak, gerçekten en hafif tabirle “ilginç” ve asla yakınından geçmeyeceğimiz yemekleri de yok değil. Coğrafi büyüklüğün bir etkisi olarak farklı mutfaklara da ev sahipliği yapıyor Çin. Yunnan, Uygur gibi mutfaklar Türk damak tadına daha yakın ve uygun yemekler sunuyorlar. Pekin’e yolunuz düşerse muhakkak yemeniz gereken şey tabii ki meşhur Pekin ördeği. Bu ördekler, sadece pişirme yönteminden dolayı değil, gerçekten de orada yetiştirildikleri için de bu adı alıyorlar. Bütün halinde özel fırınlarda pişirildikten sonra aşçılar tarafından ustaca ince dilimler halinde kesiliyor ve bu şekilde servis ediliyor. Nasıl yiyeceğinize gelince… Pek yabancılık çekmeyeceksiniz, hele ki dürüm yemeye aşinaysanız. Bu etleri, özel sosu ve yanında verilen incecik soğanı ve salatalığı ile avuç içinden hallice lavaşlar içine koyup dürüyorsunuz. Bir diğer lezzetse jiaozi, yani Çin mantısı. Çoğunlukla haşlama usulüyle pişirilen ve çeşit çeşit iç malzemesi ile hazırlanan bu mantılar, buharda veya kızartılarak da pişirilebiliyor. Geleneksel olarak ailelerin bir araya geldiği zaman yapılan bir yemek bu. Kadınların bir araya gelerek hamurunu açmaları, içlerini hazırlamaları ve hep beraber yenmesiyle bizim mantı kültürünü de andırıyor ve uzak mesafelere rağmen kültürlerin çağlar boyu nasıl birbirleriyle etkileşim halinde olduğunu keyifli bir şekilde gözler önüne seriyor. Her yerde porsiyonlar genel olarak büyük ve doyurucu. Tek başınıza bir restorana giderseniz ve benim gibi yemek yemeyi keyif olarak görüyorsanız unutmamanız gereken bir tavsiye bu. Göz doysun diye çok çeşit sipariş ederseniz size siparişinizi bitiremeyeceğinizin garantisini verebilirim. Peki ya bir gruplaysanız? Büyük yuvarlak masalarda oturacaksınız, yemekler masanın ortasındaki dönen tablaya konulacak ve tablayı çevire çevire önünüze gelenlerden yiyeceksiniz. Farklı ama keyifli bir yemek kültürü ve deneyimi.


Tedarikçiyle yenen bir öğle yemeği

Güvenli bölgesinden çıkmak istemeyenler içinse yabancıların çok sayıda olduğu büyük şehirlerde dünyanın hemen her mutfağından örnekler bulmalarının mümkün olduğunu da söyleyeyim. Değişik noodle’leri, et ve sebze yemekleri, deniz ürünleri, illa ve illa pilavıyla, aklınıza ne gelirse bulmak mümkün. Eğer farklı tatlar konusunda açıksanız Çin mutfağı size çok şey vaat ediyor.

HEPSİ BİRBİRİNE BENZİYOR (MU?)

Cevap basit: Hayır. Kısa süreliğine oradaysanız insanlara dikkat etmeyebilirsiniz, o yüzden de bu yanılgıya düşebilirsiniz. Uzun süre oradaysanız, hele bir de aralarına girdiyseniz bunun böyle olmadığını net bir şekilde görüyorsunuz. Bizler için de durum böyle değil mi? Örneğin uzun bir yürüyüşün ardından akşam eve döndüğünüzde görmüş olduğunuz yüzlerce yüzden tekini bile hatırlayabilir misiniz? Özellikle dikkat etmediyseniz bu soruya evet demeniz pek olası değildir.


Çin’den İnsan manzaraları

Bu, işin latifesi biraz. Burada aslında kastedilen, Güneydoğu Asya’da yaşayan insanların birbirine benzeyip benzemediği. Bir Çinli’yi bir Japon’dan, bir Vietnamlı’dan ayırt edebilmek biraz daha zor ve zaman gerektiren bir hüner. Bunu ustalıkla yapanlar varsa da benim asla sahip olmadığım, bu gidişle de olacağımı zannetmediğim bir hüner bu.

ZENGİNLİK – FAKİRLİK

Yukarda bahsettiğim üzere endüstri Çin’in doğusunda yoğunlaşmış durumda, bu da buradaki şehirleri diğerlerinden zengin hale getirmiş. Haliyle iç bölgeler daha fakir fakat büyük şehirlerin kendisinde de bu zenginlik/fakirliği gözlemlemek mümkün. Gözlemlediğim ve dikkatimi en çok çeken şey, bizim orta direk olarak adlandırdığımız kesimin pek kalmadığı. Zenginle fakir arasındaki uçurum çok fazla. Işıltılı lüks mağazaların, devasa apartmanların yanı başında yar alan ve hutong adı verilen klasik Çin mahallelerinde dışardakiyle tezat bir yaşam var. Garip bir şekilde kendi içlerinde de bir uyuma sahipler.


Hutong sokakları

O YAZILARI NASIL OKUYORSUNUZ?

Çin’deki en büyük zorluk iletişim. Çince’nin kendine has bir dili ve alfabesi var. Gerçi “alfabe” demek ne kadar doğru, bilmiyorum. Hanzi adı verilen karakterlerden oluşan bir yazı dili var ve karakterlerin sayısının 4000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Ezberlemeye ömür yetmez! Yine de en çok kullanılan 200 civarı karakteri –anlamlarıyla– öğrenerek bazı şeyleri okuyup anlayabilmeniz mümkün. Her karakter bir heceye karşılık geliyor ve her hece de bir kelimeye. Aynı hecenin birden farklı tonlamaları olabiliyor ve bunlar başka anlamlara geliyor, doğal olarak da karakter de farklı oluyor. Bir karakterin birden fazla anlamı olması işi daha da karmaşıklaştırıyor ve okuyan için o karakterin hangi anlamda kullanıldığını anlamak okuduğu metnin bağlamına kalıyor. Dışarıda biriyle iletişim kurmak neredeyse imkansız ama bir o kadar da eğlenceli. Nispeten genç nesil yabancı dil bildiğinden gençlere derdinizi anlatmanız olası. Ama diyelim susadınız ve bir bakkala girip “water” dediniz. Büyük ihtimalle bakkal sizi anlamayacak yine de sizle kendi dilinde konuşacaktır. Bir şekilde suyu aldınız diyelim ve otelinize dönmek istiyorsunuz. Bu kez “Taxi?” diye sordunuz. Bir önceki durum yaşanacaktır ve sorduğunuz kişi sizi anlamayacaktır. “Nasıl olsa uluslararası kelimeler bunlar” diye düşünüp “Metro? Train?” diye soracak olursanız durum değişmeyecektir. Bindiğiniz takside “Hotel” derseniz de.

KÜLTÜR – SANAT – TARİH

Dünyanın en eski ve zengin kültürlerinden birine sahip olmasıyla Çin, turistik anlamda çok şeyler vaat ediyor. Bunların başında geleneksel elbette Çin Seddi. Çin’de hüküm sürmüş farklı hanedanlar, genelde kuzeyden gelebilecek tehditlere karşı dağların tepelerine çeşitli duvarlar inşa etmişler ve bunların tamamı Çin Seddi olarak adlandırılıyor. Tarih boyunca inşa edilmiş bu yapının kimi kısımları doğaya yenik düşmüş ve yok olmuşsa da çoğu kısmı aradan geçen yüzyıllara hala meydan okumakta. Elbette bu kısımların da tamamı ziyaretçilere açık değil fakat açık olan yerler bile bu yapının ihtişamını ortaya koymaya yetiyor.


Çin Seddi

Pekin’e yolunuz düşerse görmeniz gereken yerlerden bir diğeri de Yasak Şehir. Zamanında imparator ve maiyetinin yaşadığı yer olan bu yapılar bütünü ismini, halktan insanların girmesinin yasak olmasından almış. Girişi, 1989 yılında meşhur protesto gösterilerine sahne olan Tian’anmen Meydanı’na bakan kapısından yapıldığı için öncesinde bu tarihi meydanı, zamanınız varsa meydanı çevreleyen müzeleri ve Mao’nun Mozolesi’ni de ziyaret etmeniz mümkün.


Yasak Şehir’e tepeden bakış

Saraydan ziyade bir park olan Summer Palace (Yazlık Saray) oldukça büyük bir alana yayılmış, öyle ki içinde büyük bir de göl barındırıyor. Adından da anlaşılacağı üzere imparatorun yazlık sarayı olarak hizmet vermiş. Burada yer alan müzelerde de Çin’in tarihiyle ilgili bilgiler, eserler görülebilir. İnsanı kendine hayran bırakan özgün Çin mimarisine sahip saraylar, tapınaklar hemen her şehirde var. Yine Pekin’deki Temple of Heaven (Cennet Tapınağı), Lama Temple, Şangay’daki Jin’an Tapınağı ana ziyaret noktalarından.


Cennet Tapınağı

Sichuan Operası ya da akrobasi ve kung-fu şovları gelenekselleşmiş sanatsal aktivitelerden. Ama Çin sadece bundan ibaret değil. Modern sanat etkinlikleri, festivaller sanat hayatını sürekli canlı tutuyor. Bu etkinliklerinin birçoğuna ev sahipliği yapan yerse Pekin’deki Ulusal Gösteri Sanatları Merkezi (National Centre for Performing Arts - NCPA). Modern mimarinin en seçkin örneklerinden biri ve bu açıdan Çin’in gurur kaynaklarından bir başkası olan bu merkez, yerli ve yabancı sayısız sanatçıyı yıl boyunca ağırlıyor. Yolunuz düşerse muhakkak görmeniz gereken yerlerden biri. Yine Pekin’deki, eski fabrika bölgesinde yerleşik sanat bölgesi (798 Art Zone) sanatseverlerin ilgisini çeken yerlerden.


Ulusal Gösteri Sanatları Merkezi

Modern mimari demişken, anmadan geçemeyeceğim özellikle bir yapı var. Pekin’in sembol yapılarından biri haline gelmiş bulunan, Çin devlet televizyonu CCTV’ye ait bina, sıradışı bir tasarıma sahip. Çevresinde yükselen dev gökdelenlerle Çin’in modern yüzünü simgeliyorlar.


CCTV Binası (solda) ve Pekin’in en yüksek gökdeleni (sağda)

2016’da hayatını kaybeden Irak asıllı İngiliz mimar Zaha Hadid’in eserleri olan Galaxy SOHO, Wangjing SOHO gibi alışveriş ve yaşam merkezleri de ilginç tasarımlarla öne çıkan yapılar.

TOPARLAYACAK OLURSAK

Oscar Wilde şöyle demiş: “Hayat Almanca öğrenmek için çok kısa.” Benzer şekilde Çin de öğrenmek, anlamak için çok büyük. Burada geçirilen 3 sene bile bu anlamda o kadar kısa bir süre ki! Yazdıklarım buzdağının görünen kısmı olsa da en azından Pekin özelinde Çin’e dair iyisiyle kötüsüyle bir fikir vermiştir diye ümit ediyorum.

DİP NOT: Bu yazı, Mercedes-Benz Türk AŞ dahili yayınlarından biri için 2019 yılının Aralık ayı içinde kaleme alınmıştır. Tedarikçideki fotoğraf haricindeki bütün fotoğrafları ben çektim.