Beyoğlu Asmalımescit Sokak'taki son gelişmeler malumunuz.
Konuyla ilgili olarak Beyoğlu Belediyesi bir açıklama yapmış. Böyle bir durumda tartışmanın taraflarından birine yer verip diğerine yer vermemek olmazdı.
Ancak aklıma takılan hala iki soru var:
1. Belediyenin işletmelere ait masa ve sandalyeleri o şekilde götürme hakkı var mı?
2. İşgaliye şartlarını ihlal etmeyen ve işgaliye hükümlerini eksiksiz yerine getiren işletmelerin durumu ne?
Biz sormuş olalım da...
28 Temmuz 2011 Perşembe
27 Temmuz 2011 Çarşamba
"Asmalı" gidecek, "Mescit" kalacak
Bu aralar Beyoğlu'nda hararetli çalışmalar var. Beyoğlu Belediyesi, zabıtayla, polisle gelip eğlence mekanlarının sokaklardaki masalarını söküyor. Gerekçe "işgaliye ödenmedi", "sınırlar ihlal ediliyor" vs.
O masaların belirli sınırlar dahilinde dışarda bulunması, işgaliye parasıyla mümkün(müş). Yani elbette işgaliye parasını ödemeyen, sınırları ihlal eden ya da her ikisini birden yapan işletmeler bunun cezasını çekmeli, bu konuda belediyeye hak vermek gerek.
Peki bunun yöntemi masaları gelip kamyonlara atıp götürmek midir? O masaları oraya belediye koyduysa hakkıdır ama değilse bunun adı "vandallık" değil midir? Kırılan masaların bedeli kimin cebinden çıkmaktadır? Sorular, sorular...
Elbette asıl konunun ne işgaliye, ne sınır ihlali olduğu hepimizin malumu. İktidardaki zihniyetin temsilcisi belediye, aynı zihniyetin yılmaz bekçileri polisi de yanına alarak, halka, işletme sahiplerine aba altından sopa göstererek, korkutarak mesaj veriyor. "Burada içki içilmeyecek!" Bugün dışarda, yarın içerde!
Ayrıntıya dikkat!
(1) http://gundem.milliyet.com.tr/-manav-yapacagim-burayi-/gundem/gundemdetay/27.07.2011/1419132/default.htm
O masaların belirli sınırlar dahilinde dışarda bulunması, işgaliye parasıyla mümkün(müş). Yani elbette işgaliye parasını ödemeyen, sınırları ihlal eden ya da her ikisini birden yapan işletmeler bunun cezasını çekmeli, bu konuda belediyeye hak vermek gerek.
Peki bunun yöntemi masaları gelip kamyonlara atıp götürmek midir? O masaları oraya belediye koyduysa hakkıdır ama değilse bunun adı "vandallık" değil midir? Kırılan masaların bedeli kimin cebinden çıkmaktadır? Sorular, sorular...
Elbette asıl konunun ne işgaliye, ne sınır ihlali olduğu hepimizin malumu. İktidardaki zihniyetin temsilcisi belediye, aynı zihniyetin yılmaz bekçileri polisi de yanına alarak, halka, işletme sahiplerine aba altından sopa göstererek, korkutarak mesaj veriyor. "Burada içki içilmeyecek!" Bugün dışarda, yarın içerde!
Ayrıntıya dikkat!
"Biz daha yeni açtık burayı. İşgaliye bile ödeyemedim ruhsatım olmadığından. Bugün gelip işgaliye yatıranların parasını gelip alabileceğini söylediler. Sonra da, ‘Bir daha masa olmayacak’ dediler. Yapacak bir şey yok."(1)Durmak yok, özgürlükleri kısıtlamaya devam!
(1) http://gundem.milliyet.com.tr/-manav-yapacagim-burayi-/gundem/gundemdetay/27.07.2011/1419132/default.htm
21 Temmuz 2011 Perşembe
Yaz bunalması
Ofisteyim. Hava sıcak mı sıcak. Bilgisayarım açık, bir yandan tablolar, sunumlar, çizimlerle boğuşuyorum.
Boğuşuyorum ama kafam burada değil ki!
Öyle pek kimsenin bilmediği bir bardayım. Ve pek kimse bilmediği için bar bomboş, yalnız ben ve aynı zamanda garsonluk yapan barmen varız. İçerdeki loş ışık, tuğla duvarlara vuruyor. Dışardaki sıcak havaya inat serinliğin keyfini çıkarıyorum. Hafiften kulağıma gelen müzik mayıştırıyor. Ayaklarımı uzatmışım, bir yandan buz gibi biramı yudumluyorum. Belki bir kitap okuyorum, şart değil. An geliyor, çalan müzik bir yerlere dokunuyor, doyasıya ağlıyorum. Aynı zamanda garsonluk yapan barmen görmemiş gibi yapıyor, ben de aynı zamanda garsonluk yapan barmenin bu beceriksizce jestini görmemiş gibi yapıyorum.
Zaman akıp gidiyor.
O bardan çıkıp da ofise dönemiyorum.
Boğuşuyorum ama kafam burada değil ki!
Öyle pek kimsenin bilmediği bir bardayım. Ve pek kimse bilmediği için bar bomboş, yalnız ben ve aynı zamanda garsonluk yapan barmen varız. İçerdeki loş ışık, tuğla duvarlara vuruyor. Dışardaki sıcak havaya inat serinliğin keyfini çıkarıyorum. Hafiften kulağıma gelen müzik mayıştırıyor. Ayaklarımı uzatmışım, bir yandan buz gibi biramı yudumluyorum. Belki bir kitap okuyorum, şart değil. An geliyor, çalan müzik bir yerlere dokunuyor, doyasıya ağlıyorum. Aynı zamanda garsonluk yapan barmen görmemiş gibi yapıyor, ben de aynı zamanda garsonluk yapan barmenin bu beceriksizce jestini görmemiş gibi yapıyorum.
Zaman akıp gidiyor.
O bardan çıkıp da ofise dönemiyorum.
19 Temmuz 2011 Salı
"Öylemesine" bir blog...
Hayatın ve gündemin hızına yetişmek mümkün olmuyor. An geliyor gördüğünüz, okuduğunuz, duyduğunuz bir "şey"e dair iki kelam etmek istiyorsunuz. Her ne kadar Facebook, Twitter gibi sosyal ağlar veya forumlar mevcutsa da insanın canı biraz daha rahat olabileceği bir alan çekiyor.
İşbu blog, bu ihtiyacın sonucu.
İçerikte ne olacak? Henüz ben de bilmiyorum ama "alan serbestisi" dahilinde aklıma gelen, paylaşmaya değer ne varsa buraya yazacağım.
Kısaca bu blog, "öylemesine" bir blog.
Hoş geldiniz, hoş geldim.
İşbu blog, bu ihtiyacın sonucu.
İçerikte ne olacak? Henüz ben de bilmiyorum ama "alan serbestisi" dahilinde aklıma gelen, paylaşmaya değer ne varsa buraya yazacağım.
Kısaca bu blog, "öylemesine" bir blog.
Hoş geldiniz, hoş geldim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)