14 Temmuz 2013 Pazar

Edebi saçmalamalar - 4

"Ben ölünce üzülür müsün?"

O ana kadarki koyu sohbetimizi, "o"na moral vermek için yaptığım şaklabanlıkları, kahkahaları bir anda donduran, havada ölüm gibi asılı kalan bir soruydu.

Hastaydı. Durumu çok iyi değildi, biliyordum. biliyordu. Biliyorduk işte ama kimse o malum sonu dillendirmezse sanki hiçbir şey olmayacaktı, hayat normal akışında devam edecekti. Olmadık saatlerde arayacaktı beni, saatlerce birbirimizin sesini biraz daha duyabilmek için daldan dala atlayan konulardan konuşacaktık. Çat kapı gelecek, ağlayacak, dert yanacaktı. Her hafta farklı yerlerde yemekler yenecek, kahveler içilecek, filmler izlenecekti birlikte. Soğuk gecelerde birbirimizi ısıtacaktık. Sevişecektik. Ben tavlada onu yenerken, o da satrançta canıma okuyacaktı. Ne bileyim, daha bir sürü şey işte. Yaşamaya devam edecektik kısaca.

Üstelik şart da koşmuyordu. Yani "ölürsem üzülür müsün?" değil, "ölünce üzülür müsün?" Bir ihtimal üzerinden değil, bir gerçeklik üzerinden soruyordu soruyu.

"Ben... ölünce... üzülür müsün?"

Soru havada asılı duruyordu hala. Birden, bu soruyu hiç düşünmediğimi fark ettim. Dediğim gibi, dillendirmeyince o lanet hastalık yoktu ve o lanet hastalık olmayınca böyle bir şeyi düşünmüyor insan. "Saçmalama, her şey yoluna girecek" diye bağırıp üste çıkmak istedim önce ama işe yaramazdı. Akıllı ve zekiydi, neler olacağını çok iyi biliyordu. Sanki bu onun suçuymuş gibi ona kızmak, bağırmak sadece ve sadece durumu reddetmek demekti. Elbette üzülürdüm, "elbette üzülürüm" demek istedim ama diyemedim. Çok basitçe, kuru kuru bir "üzülürüm" mü? Kabullenmek? Bu kadar çabuk?

Cevap düşünürken sessizliğin farkına vardım. Suskunluğum uzadıkça uzamış, ağzımdan çıkması muhtemel her söz anlamını an be an yitirmişti. Ağlamaya başladım. Ağlanacak zaman mıydı şimdi? Gözyaşlarımın ardından onun gözyaşlarını da seçebiliyordum. Yanına uzandım ve sımsıkı sarıldık birbirimize. Dışarıdan rüzgar uğultusu ve yağmur damlalarının sesi geliyordu.

Öylece uyuyakalmışız.

Uyandığımda yanımda yoktu. Birden içimi bir korku kapladı. Gece kalkmış ve... Yataktan fırlamamla burun buruna gelmemiz bir oldu. "Bize kahvaltı hazırladım" dedi gülerek. İyi görünmemesine rağmen kalan gücünü toplamış olmalıydı. Kendini iyi hissetmeye çalışıyordu belli ki. Korkumu ve endişemi anlamamış, anlamışsa bile açık etmemişti. "Hadi" dedi, "elini yüzünü yıka da sofraya gel. Sana bir sürprizim var."

Sürpriz mi? Sırası mıydı sürprizin? Sürprizleri severim ama bu durumda... Dışarda rüzgar ve yağmur dinmiş, sabah güneşi insanın içini ısıtıyordu.

Televizyondaki pespaye sabah programlarının birinin eşliğinde kahvaltımızı ettik. İzlediğimiz yoktu, ses olsun yeterdi. Uzun süredir böylesine mutlu hissettiğimiz bir kahvaltı etmemiştik. Kısacık bir an için huzur, mutluluk ve geçmiş bir aradaydı. Keyif çayımı yeni doldurmuştu ki "sıra geldi sürprize" dedi. Aklımdan gitmişti bile.

Çantasından bir zarf çıkardı ve bana uzattı. Zarfın içinden kırmızı kalp şeklinde bir kart çıktı. "O"na evlilik teklif ettiğim karttı! Hastalığı ortaya çıkınca evlilik rafa kalkmış, doktorlar ümidi kesince de ailesi kalan günleri birlikte geçirmemize izin vermişti. "Saklamışsın" dedim sesim titreyerek. "Bu o kart değil ki, aynısından. Arkasını oku" dedi.

Kartın arkasını çevirdim ve yüksek sesle okumaya başladım:

"Aşkım, seni her şeyden çok seviyorum ve seninde beni çok sevdiğini biliyorum. Senin için her şeyi yaparım ve seninde benim için yapacağını biliyorum..."

"Dahi anlamındaki de'ler ayrı yazılır" dedim. Güldü. bu aramızda bir espri olmuştu ne zamandır. Bilerek yanlış yazdığını biliyordum. "Okumaya devam et" dedi.

"Bu zamana kadar hep yanımda oldun. Hani diyorlar ya, 'hastalıkta, sağlıkta' diye, işte sağlığımdada yanımdaydın, hastalığımdada. Senden son bir ricam olacak. Belli etmemeye çalışıyorum ama çok acı çekiyorum. Aşkım, beni öldürür müsün?"

Kartı elimde tutamıyordum çünkü elim ayağım titriyordu. Bir yandan da ağlıyordum. "Deli misin? Saçmalama! Mümkün değil." karışımı bir şeyler gevelemeye çalıştım ama beceremedim. O ise gözlerini bana dikmiş, susuyordu.

(...devam edebilir... etmeyebilir de...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder