2 Ağustos 2011 Salı

Edebi saçmalamalar

Uzun zamandır yolda olan ve günbatımına doğru yol alan kovboy, sıcak bir banyonun, iyi bir yemeğin ve hiçbir sıfata gereksinim duymayan bir yatağın hayalini kurarak, yaklaşan fırtınadan korunmak için ilerde silüetini gördüğü kasabaya doğru mahmuzladı atını. Hayali ve hayalinin beraberindeki heyecanı, kasabaya yaklaştıkça hayalkırıklığına dönüştü.

Uzun zaman önce terk edilmiş hayalet kasabaya girerken, son iki cümlede ne kadar çok "hayal" kullandığını fark etti ama pek umursamadı.

Gitgide bozan ve kararan havanın fırtınaya dönmesi an meselesiydi. O yüzden hemen, atının dizginlerini ahır olduğunu tahmin ettiği binaya çevirdi. Ahırın aradan geçen onca zamana ısrarla direnen damı sağlamdı ve atının karnını doyurabileceği bir miktar saman ve su ahırda hala mevcuttu. Yol arkadaşının rahatını sağladıktan sonra heybesini alarak kendi rahatını sağlamak üzere ahırdan çıktığında sokakta rüzgarın başıboş bir şekilde savurduğu çalı yumağını gördü.

İçinden "ne kadar klişe" diye geçirse de fırtına artık çok yakındı.

Gözleri, levhasındaki "SALOON" yazısı iyiden iyiye silikleşmiş binayı seçer seçmez o yöne doğru seğirtti. Fakat "19. yüzyıla gelmişiz, seğirten mi kaldı ulan?" diye hayıflanarak -akabinde artık kimsenin hayıflanmadığını da hatırladı ama iş işten geçmişti-, artık sert esen rüzgarın kaldırdığı tozdan korunmak ve şapkasının uçmasını engellemek için gözünü kapatmış ve bir eliyle şapkasını tutmuş, diğeriyle heybesine sımsıkı yapışmış halde binaya girdi.

İçerisi soğuktu fakat geceyi geçirmesine engel değildi. Hem zaten dışardaki soğukla kıyaslandığında içerisi bulunmaz nimetti kovboy için. Bir zamanlar üzerinde kim bilir nasıl kıran kırana poker oyunları oynanmış, ne içkiler içilmiş, hangi üçkağıtlar, soygunlar veya cinayetler planlanmış masalardan birine heybesini ve şapkasını bıraktıktan sonra etrafına bakındı. Hiç bilmediği bu yerin hiç bilmediği geçmişinin yaşanmışlıkları her taraftaydı sanki. Tüm bu hatıralar arasında boğazını ıslatacak bir içki bulabilmek umuduyla bara yöneldi. Boşalmış ucuz viski fıçılarının, Avrupa'dan gelmiş pahalı içki şişelerinin, bardak ve kadehlerin enkazı arasında tam umudunu yitirmek üzereyken tuhaf şekilli bir şişe buldu. Doluydu! Şişeyi masaya, heybesi ve şapkasının yanına bıraktı. Kendi kendine sordu: "Acaba şansım banyo ve yatak konusunda da yaver gider mi?"

Aslında bu konuda şansının pek de yaver gideceğini sanmıyordu ama yine de üst kata çıkıp oda oda gezdi. Epey eskimiş ve küflenmiş bir yastık ve battaniye haricinde üst katta bir şey yoktu. "Hiç yoktan iyidir" diyerek yastık ve battaniyeyi yanına aldı ve yeniden alt kata indi. Geceyi geçirmek için merdiven boşluğunun uygun olduğuna kanaat getirerek bulduklarını buraya bıraktı. Sıra banyodaydı.

Fakat yapacağı tek banyo, fırtınayla beraber gelen yağmurla olacaktı.

Artık şiddetli bir şekilde kendini hissettiren fırtınaya, soğuğa ve yağmura rağmen dışarı çıkmış, su kuyusu aramış ama her bulduğu kuyuda bu çabasının beyhude olduğunun biraz daha farkına varmıştı. Sonunda yenilgiyi kabul etmiş halde geri döndü. Islanmıştı ama bunu dert etmedi. Bu ıssız yerde yiyecek aramanın anlamsızlığının, arasa bile bulduklarının çoktan bozulmuş olacaklarının bilinci ve çokça da heybesindeki yiyeceklerin güvencesiyle yiyecek aramaya kalkışmadı bile. Masaya gitti, bir sandalyeye çöktü.

Heybesinden çıkanlar ve tuhaf şekilli şişedeki içkiyle karnını doyurdu. Isınmıştı. Tadını -ve doğal olarak huyunu- hiç bilmediği bu içkiyle biraz da çakırkeyif olmuştu. Gözleri ağırlaşmaya başlayınca masadan eşyalarını aldı, merdiven boşluğuna gitti. Battaniyeye sarındı, başını yastığa koyar koymaz da uyudu.

Ömründe bir ya da iki kez rüya görmüş kovboy, o gece tarif edilemez gerçeklikte bir rüyanın içinde buldu kendini. Öyle ki, bir yanı yaşadıklarının bir rüya olduğunu söylüyordu. Buna rağmen gördüğü rüyadan uyanmak isteyen kovboy bunu başaramıyordu.

Artık kendi hayalinin yarattığı bir gerçeklikteydi!

(...devam edebilir... etmeyebilir de...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder