2 Ağustos 2011 Salı

Goebbels düştü aklıma

Ergenekon soruşturması kapsamında 6 Mart 2009 tarihinde tutuklanan ve 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde milletvekili seçilmesine rağmen serbest bırakılmayan ve SUÇU HENÜZ BİLİNMEYEN gazeteci-yazar Mustafa Balbay'ın, Silivri'deki günlerini anlattığı "Zulümhane" kitabı, Hitler'in Propoganda Bakanı Joseph Goebbels'in bir sözüyle başlar:

"Öyle büyük bir yalan üret ki, kimse karşı çıkamasın."

3 Temmuz 2011 sabahından beri yaşananları gördükçe aklıma sürekli bu söz geliyor.

Yarın dense ki, "şike yoktur, Fenerbahçe suçsuzdur", Trabzonsporlusu, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı ortalığı velveleye vermeyecekler mi sanki?

"Şikeci Fenerbahçe! Allah bu federasyonun bin türlü belasını versin! Zaten federasyon başkanı da Fenerli, kurtardılar yine herifleri!"

Algı yaratılmış durumda: Fenerbahçe şike yaptı, Aziz Yıldırım kötü adam!

Bu noktada şike suçunun işlenip işlenmediğinin pek önemi kalmıyor. Polis devleti, medyasıyla, Rasim Ozan Kütahyalı, Mehmet Baransu, Sanem Altan gibi tetikçileriyle (tetikçi tabii zira bu zat-ı şahanelerinin gazeteci olmadıkları aşikar), yavşak savcılarıyla Fenerbahçe'nin ve Aziz Yıldırım'ın ipini çekti çünkü.

baransukütahyalıaltantoroğluçakar

Hukukçular bağırıyor, diyor ki: Örgüt ve şike suçlamaları iki ayrı soruşturma halinde yürütülmelidir ve ayrıca karar vermesi sportif yargının işleyebilmesi için örgüt değil ama şike kapsamındaki belgelerin "gizlilik" kararının kaldırılması ve ilgili kurumlarla paylaşılması gereklidir.

Kaale alan yok!

Hukuk ayaklar altında!

Dalga geçer gibi!

"Duyduklarına inanma, gördüklerinin yarısına inan" derler ama insanlar, dinlemedikleri, başını ve sonunu bilmedikleri, yapıldığı iddia edilen konuşmaların belirli bölümlerine ayetmişcesine gözü kapalı inanıyorlar! Üstelik onları da bizzat görmüyorlar, "Allah bir" yazsa iki kere durup düşünmeniz gereken gazetelerde okuyorlar! Yayınlanması suç olan bu konuşmaları servis edense, yukarda bahsettiğimiz devletin polisi. Hani Ergenekon soruşturması kapsamında bir teğmenin cep telefonuna kanıt yerleştirdiği ortaya çıkan, "İmamın Ordusu"nda ne mal oldukları anlatılan cemaatçi polis! Suçun oluşması için kitabın basılmış olması gerçeğini göz ardı ederek, iplikleri pazara çıkmasın diye tarihte belki de ilk defa basılmamış bir kitaba el koyan polis! Peki soruşturmayı başlatan kim? "Ergenekon Savcısı" olarak tanınan, olanca sevimsizliğiyle Savcı Zekeriya Öz. Adnan Polat'ın kendi kontenjanından Galatasaray'a üye yaptığı ve bu yüzden, FIFA talimatları doğrultusunda soruşturmayı devretmek zorunda kalan Zekeriya Öz. Devredilen savcı kim? "Cemaat" tartışmalarında en çok ismi geçenlerden Mehmet Berk.

Z for Zekeriya

Yani medya-polis-savcı-cemaat ekseninde oynanan bir çadır tiyatrosu!

Aktörler bunlarken, baş aktör iktidarın ta kendisi değil midir?

Medyada bahsi geçen ve şu an her ikisi de tutuklu Aziz Yıldırım-Serdal Adalı ortaklığının aldığı helikopter ihalesinden önce, iddiaya göre Aziz Yıldırım'a "bu ihaleye girme" uyarıları defalarca yapılmıştır. Kime karşı? Çalık Grubu'na karşı. Sonuç? İhale Yıldırım-Adalı ortaklığında, Yıldırım-Adalı içerde.

Siz hala inanıyor musunuz tüm bunların "temiz futbol" adına yapıldığına?

Ben bu ülkenin başbakanını sevmiyorum! Sevmek zorunda değilim kendisini, işgal ettiği makama saygım var sadece. Kendisini sevmediğim gibi inanmıyorum da kendisine. "Devlet adamı" kavramını, "Kasımpaşa kabadayısı" tavırlarıyla değiştirip yerle bir etti. Bir söylediği ötekini tutmadı.

Ben bu ülkenin polisini sevmiyorum! Diz boyu cahil ve din-ırk çerçevesinde güdülebilen bu insanlara siz bir de silah verip, yetki verip, güç verip sokaklara salıyorsunuz. Polis adaletini kendi sağlar hale gelmiş, adalet mekanizmasının ilk basamağı polise kimsenin güveni kalmamış.

Ben bu ülkenin yargı sistemine -bir çoklarının aksine- inanmıyorum. İktidar, kendi zihniyetinin savunucularını ödüllendirmekte, kendi gibi düşünmeyenleri tasfiye etmiş ve etmekte, bu vesileyle de gerçekten hukuka inanmış savcı, hakim ve avukatları sindirmekte.

Bu nedenler, beni bu soruşturmanın gerçek olmadığına inandırıyor.

Daha çok soru var kafaları kurcalayan. Defalarca soruldu. Emenike'nin şike paralarını sayarkenki görüntüleri örneğin. Nerede? Yalan olduğu ortaya çıkan bu iddialara medya nasıl balıklama atlar? Gazetecinin görevi bu bilgileri doğrulatmak değil midir? (Devam eden soruşturmada bu iddiaların yayınlanmasının suç olduğu gerçeğini hesaba katmıyorum bile.) Bu iddialar medyaya nasıl ulaşmıştır? Bu iddiaları servis eden polis, iddiaların doğru olmadığından habersiz midir? Sanıklar ve savunma avukatları, "gizlilik" gerekçesiyle iddialara ulaşamazken, yukarda adını verdiğim bazı tetikçiler bu iddialara nasıl ve ne şekilde ulaşmıştır? Sorular, sorular...

Böyle bir ortamda aklıma Goebbels düşmesin de ne düşsün?

Sahi, Goebbels'in sonu ne olmuştu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder